28 Şubat Edebiyatından Rahatsızız

28 Şubat; haksızlığın, zulmün, ahlâksızlığın adıdır. Medyayla manipülasyonun, keyfi polis tutuklamalarının, kurmaca ve zorlama davalarla hukukun katledilmesinin yansımasıdır. Uyandırılan algı operasyonlarıyla, kumpaslarla mahkûm edilme tiyatrolarının uygulama zeminidir. Adaletsizliğin tecelli ettiği tarihtir, insanlığa örnek alınsın, dersler çıkartılsın, tekrar yaşanmasın diye lütfedilen bir numunedir. Hayat dâhilinde yaşanılan kötü hadiselerden dersler çıkartılmadığı takdirde, o vakit onlar başarılı olmuş demektir ve denildiği gibi (farklı formlarda farklı kişiler eliyle) 1000 yıl daha sürecektir.

Hâlihazırda 28 Şubat misali uygulamaların misli yaşanırken sessiz kalınıyorsa, geçmişten dersler çıkartamamışız demektir. Geçmişin edebiyatını yaparak bir yere varamayız, o günler geride kaldı, bugüne ve yarınımıza bakıp benzer uygulamalarla hiç kimsenin karşılaşmaması için çaba sarf edip, söylem geliştirip muktedirlere karşı durmamız icap etmektedir. Aksi takdirde bu anlayışın hâkim olduğu, makul görüldüğü, ahlâk(sızlık) edinildiği bir toplumda yarın ona, ertesi gün buna, diğer gün tekrar sana zulüm uygulanacaktır ve o gün ah etmenin bir anlamı olmayacaktır.

28 Şubat’ta haksızlıklara maruz kalan Müslümanların yanında duran, risk altında olsa da iktidarları eleştiren, yapılanların yanlış/keyfi/haksız olduğunu dillendiren birçok güzel insan şu günlerde benzer uygulamalara maruz kalmakta, ömür boyu hapse mahkûm edilmektedir, neredesiniz eyyyy geçmişte zulme maruz kalmış Müslümanlar… “Bu yanlıştır/haksızlıktır/durun” diyenlerin gözaltına alınmasına, yapılan haksızlıklara itiraz edenlerin terörize edilmesine, cezaevlerinin tıka basa doldurulup “suçun kişiselliği”, “masumiyet karinesi” gibi hukuk normlarının ayaklar altına alınmasına nasıl itiraz etmezsiniz. Sabah 5’te kapılar kırılarak, haneler kirli ayaklarla kirletilirken, insanlar sorgusuz sualsiz 20 gün gözaltında tutulurken, öğrenciler/akademisyenler tutuklanırken sizler neyle meşgulsünüz. Bu densizlikler, “terörist” denilerek yapılmakta, tıpkı geçmişte sizlere denildiği gibi… Terörize edilmenin tek gerekçesi de iktidarı eleştirmek, bu teröristlikse elhamdülillah teröristiz…

Hadi devletin “terörist” diye tanımlayıp zulmettiklerini bir kenara bırakın (ki Müslüman ahlâkı bunu yapamaz da, neyse) Kendi mahallenizin tertemiz insanlarına, hâlâ muhalif kimliğini muhafaza edip eleştirel dili bırakmayan Müslümanlara, Furkan Vakfı’na, Hizb-ut Tahrir’e, İlkav Vakfı’na vs. yapılanlara dair bir kelâm etmeyecek misiniz? Yoksa adalet diye çırpındığınız o günlerdeki hak talepleriniz sadece kendiniz için miydi? Nasıl bir korku veya büyüye maruz kaldınız ki bu zilleti tercih edebiliyorsunuz? Keşke geçmişteki zulümlerin 1000 katına maruz kalsaydık da bu zillet dolu günleri görmeseydik…

Bu metin içinde Bilge Kral’ın adını anıp bedelini ödediği sözleri çokça aktarmak istiyoruz. Çünkü şimdilerde 28 Şubat’ı yâd edenler bugünlerde göz ardı etseler de ilkesel bu sözleri iyi hatırlarlar. Ayrıca şu günlerde adaletsizliğin kaynağı olan bazı odakların Aliya’nın adını ağızlarından düşürmediklerini, anlam veremeyerek gözlemliyoruz. O necis dilleriyle/kalemleriyle/medyalarıyla mevzu etseler de, o temiz adamın söylem ve ideallerini kirletemezler, çarptıramazlar, kullanamazlar…

Bakın Aliya ne diyor; “Bizim düşmanımıza tek bir borcumuz var, o da adaletli olmak.”

Tavsiye ve uyarı içerikli bu sözleri iktidar girdabında kendini kaybetmiş zavallı yöneticilere değil, kendisini iktidar zanneden, öyle olduğunu iddia eden “ben Müslümanlardanım” diyen arkadaşlara hatırlatmak isteriz:

“İktidara gelirseniz, hal ve hareketlerinize dikkat edin. Kibirli olmayın, kendini beğenmişlik etmeyin. Size ait olmayan şeyleri almayın, güçsüzlere yardım edin ve ahlâk kurallarına uyun. Unutmayın ki sonsuz iktidar yoktur. Her iktidar geçicidir ve herkes, er veya geç, önce milletin ve nihayet Allah’ın önünde hesap verecektir.”

“Hiç kimse intikam peşinde koşmamalı, sadece adaleti aramalıdır. Çünkü intikam sonu olmayan kötülüklerin de kapısını açar. Geçmişi unutmayın ama onunla da yaşamayın.”

“Bizde zalimlerden olursak, zulme karşı savaşmamızın bir anlamı olmaz.”

Biz Müslümanlar; ahlâkımız gereği sadece kendimiz için değil herkes için adalet peşinde haykırarak hayatlarımızı sürdürürüz…

Çevremizden de birçok güzel ve temiz insan, on yıllardır hayatları gasp edilmiş, haksız ve keyfi olarak mahpusluğa mahkûm edilmiştir. Son günlerdeki gibi gündemler oluşturup, yıllara mal olmuş mağduriyetlerin acilen giderilmesi gerekmektedir. Ama bunu yaparken devlet eliyle yapmak ilkeselliğe sığmamakta, ahlâkî olmamaktadır. “Özgürlükler verilmez, alınır.” [Aliya]

Başörtüsü meselesinde olduğu gibi geçte olsa sorunu çözme iradesi gösterip niyet eden hükümet, bu konuda da talimat verdiği vakıf derneklerle gündem oluşturup sonrasında hamle yapma eğilimindedir. Tabii ki 20 küsur yıldır hiç yoktan mahpusluk çeken insanlar için gündem oluşturup, mağduriyetlerini dillendirip, yanlarında olunduğu vurgulanmalı ve biran önce serbest bırakılmalıdırlar. Ama bunu devlet eli ve sözüyle yapmak çok onurlu bir haslet olmasa gerek, özellikle Mazlumder’in durumu tam buraya tekabül ediyor. İktidarı onurlu bir şekilde eleştiren nadir kurumlardan kalan Mazlumder’i iki yıl önce çevirdikleri alicengiz oyunlarıyla iktidarın kuyruğuna eklemlendirenlerin bugün 28 Şubat edebiyatı yapmasını pek ahlâkî bulmuyoruz. Hele hele iddia sahibi olarak insan hakları savunucusu bir yapının, hak gasplarının tarihi zirveleri yaşandığı günümüzde hiç sesi soluğu çıkmazken, şimdi işletilen 28 Şubat’lara haykırmazken ilham mı geldi bu arkadaşlara, anlam veremedik… İlgililer için ek bir bilgi ve bir soru; bugünkü Mazlumder’lilerin kendi söylemleriyle “KHK ile kapatılacağını öğrenip önleyip temizledikleri” bu yapı, en azından onuruyla kapatılsa daha iyi değil miydi?

Yaptıklarını, kumpaslarını, haksızlıklarını, ABD uşaklığını bildiğimiz (ki sizin öğrendiğinizden çok öncesinde biliyor ve mücadele ediyorduk, sizler kucak kucağayken) kadrolu Gülenci dahi olsa; cezalandırılırken adaletle muamele edilmesi gerekir, hırsla/hınçla/intikamla değil, hele hele iktidarın yaptığı gibi hesaplaşmadan faydalanıp, nemalanıp, prim yaparak hak yerini hiçbir şekilde bulmaz. Tam tersine farklı haksızlıklar doğurmaktan başka bir işe hizmet etmez.

“Ve her şey bittiğinde, hatırlayacağımız şey, düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.” [Aliya İzzetbegoviç]

Posted in Genel