Maske Zorunluluğundan Rahatsızız

Malum nedenden dolayı zorunlu kılınan maske zorunluluğu yaşam standartlarımızı, psikolojimizi, sağlığımızı ve özgürlüğümüzü tehdit etmektedir. Bilimsel, mantıki, insani boyutunun olumsuz etkileri bir yana kocaman bir saçmalık bu, kitlesel bir delilik içerisindeyiz sanki…

Bu tür mevzularda korkulan noktaya, korkular getirir. Bir şey olacağı yoksa dahi toplumsal düzlemde çığ gibi büyüyen korku ve telaş topyekûn hata yapmaya, kaosa sürüklenmeye, işin içinden çıkılmaz bir hengameye dönüşmemesi için bir neden yoktur. Korku ve telaşın kimseye bir faydası yoktur, faydadan ziyade çok daha zararı olacaktır.

Alışılmışın tersine bu tür bir söylem garip gelebilir, vurgumuz şudur; gelin doğruyu hep beraber bulalım, bulmaya çalışalım. Bir şey yapılacaksa zorunlu kılınarak değil, küresel veya yerel odaklar emrettiği için değil, bilinçlice özgür irademizle doğruyu bulup uygulayalım. Küresel düzlemde DSÖ’de ülkemizde Bilim Kuruluda dengeleri gözeterek siyasi ve ekonomik karar vermekte, doğruları yanlışları bu dinamiklere göre şekillenmektedir. Bu denli hayati bir konuda sağlığımıza ve minimum yaşam standartlarımıza göre karar verildiği kanısında değiliz. Toplumlara dayatılan doğruları durup/oturup/değerlendirelim, öyle mi değil mi?

Başta zahiren bilimsel boyutu ve doğrudan sağlığımızla ilgili hususu kısaca irdeleyelim, sonrasında asıl vurgumuz olan yeni toplum düzeni kurgusunu mevzu ederiz. Maske takılması ve diğer tedbirler hakkında otorite kabul edilip açıklamaları ayet düzeyinde algılanıp uygulanan mercilerin aksine küçümsenmeyecek düzeyde bağımsız bilim insanları ve kurumlar tarafından, uzun süre ve bilinçsizce maske kullanımının geri dönüşü zor kronik rahatsızlıklara neden olduğu ve iç organları çökerttiği vurgulanmakta. En temelde bütüncül olarak vücut sağlığının başat unsurlarından olan ‘doğru nefes alıp verme’ kaidesini ihlal ederek sağlığımızı büyük bir riske atmaktayız. Amatörce ve sağlıksızca kullanılan maske kullanımının, muhatab olduğumuz virüs karşısında olumlu etkilerinden ziyade olumsuz birçok etkilerinin olduğu herkesin malumu. Kısa bir süre olsa amenna ama çok uzun bir süre ve günün büyük bir bölümünde maske kullanımıyla oksijen olasılığını daraltıp kendi karbondioksitimizi soluya soluya öleceğiz. Somut etkileri yanında belki de daha büyük olan psikolojik etkileri çokça hissedilmekte, insanlar ve özellikle çocuklar korku atmosferinde bilinmeze doğru izlenen bir seyirde sağlıklarına ve geleceklerine dair kuvvetli tedirginlikler içindeler. Yine en temel sağlık kaidelerinden biri olan, olası ve somut bir hastalıkta, hastanın psikolojisinin etki oranı %70’lerdedir. Bu denli korku salınmaktansa korkuları giderici tedbirler alıp bireylerde ve toplum nezdinde rahatlatıcı unsurları hayata geçirmek icap etmektedir. Bu noktada muktedirlerin doğrularını sorgusuz süalsiz uygulamak mı doğru olan yoksa lanse edilen doğruları azda olsa sorgulayıp, irdeleyip nereye doğru sürüklendiğimiz hakkında kafa yormak mıdır? Kanaatimizce sağlıklı beslenip psikolojimizi rahatlatınca çok büyük ölçüde risk olasılığından kurtulmaktayız.

“MASKE” bir başlangıç ve semboldür, salt maske odaklı değildir vurgumuz. Yeni bir dünya dizayn edilmekte, bu düzlemde nerede duracağız, ne yapacağız, nasıl hareket edeceğiz sorularına özgürce ve bilinçlice cevaplar vermemiz gerekmekte, aksi takdirde hep beraber yavaş yavaş yok olacağız. Artık bunlar komplo teorisi olmaktan çıkıp hayatımızın gerçekleri olmakta, hem de yakın bir gerçeklik. Geldiğimiz noktada ideolojik, siyasi, inançsal mevzulardan ziyade ontolojik bir vaaka ile karşı karşıyayız, her türlü güçsüzlüğümüze rağmen yarınlarımızı şekillendirmek elimizde. Gelin, kendi elimizle oluşturduğumuz kıyametimizi engellemeye gayret edelim…

Maske zorunluluğundan hemen sonra HES kodu uygulanmaya başlandı ve dolaylı olarak zorunlu kılındı, kullanmayan kişi ülkede artık sivil ölü olarak yaşayabilir. Çember her geçen gün ve uygulamada daralıyor, küresel ve yerel muktedirler halkları kontrol altında tutacak mekanizmaları her geçen gün arttırmaktalar. Buna bugün dur demezsek (ki, çok öncesinde dur denmeliydi) yarın çok daha geç olacak… Yarın üretilen aşı zorunlu kılınacak, ertesi gün herkese çip monte edilecek. Çoğunluk için bunlar dahi rahatsızlık veren unsurlar olmayabilir ama azınlıkta olsa hayatına dair alacağı ve uygulayacağı kararları özgür iradesiyle verme kültüründe olanlar için, zorunluluk eşliğinde normalleşecek bu uygulamaların geç olmadan önüne geçilmesi elzemdir.

Karşılaştığımız tablonun çıkışının iki olasılığı var; ya komplo teorisyenlerinin dillendirdiği gibi bu bir laboratuvar virüsü ve yarınlarımız bazı odaklar tarafından kurgulanmakta. Ya da Rabbimizin “hak ettiğimiz” bir helâkı. O halde rahat olun, korkunun ecele faydası yok..:) iki türlüde nedenlerini araştırıp, yanlışlıkları doğrulayarak bu tablodan kurtulabiliriz. Nedeni, sunnetullahı bozan ve fesat çıkartan insanoğlundan kaynaklıysa toplumsal olarak adaleti ve sağlık zeminlerini ikame ederek, fesadı ve haksızlıkları engelleyerek kurtulabiliriz. Nedeni, ihtiras sahibi bazı güç odaklarının kurgusuysa bu konuda bilinç düzeyini arttırıp egale etmeye harcamalıyız eforumuzu. Her iki yolda da korkularla düşünüp hareket etmek fayda değil zarar doğurmaktadır.

Komplo teorilerinin başlıcaları; yeni dünya düzenini dizayn eden odaklar sosyal bir deney yapmakta, bu deneyin oluşturduğu zeminde emellerini oluşturmaya çalışmaktadırlar. Bu sürecin sonucunda bir bilişim dünyası kurgulanmakta; herkesi evine hapsedip her şeyi internet üzerinden, kendilerinin tasarrufundaki bilişim âleminden yürütmek istemekteler. Somut para yerine e-para kullanıma sokulacak, robotlar her düzlemde hayatımıza girecek, değişim araçları değişkenlik arz edecek, herkese cipler takılacak, kontrolleri altında bir dünya kurgulayacaklar vb. eğer buna benzer teoriler doğru ise, korku ve telaşla refleks göstermek bu girişimleri hayata geçirmeye çalışan odakların ekmeğine yağ sürecektir.

Ekini ve nesli yok eden, akla gelmeyecek zulümler eşliğinde adaletsizlik üreten, kan ve gözyaşı döken, ahlaksız bir toplum inşa eden, daha da önemlisi mazlumun ahı üzerine kurulu nizam kuran muktedirlere şahitliklerine rağmen türlü nedenlerle sessiz kalan bir dünyanın helak olma sürecini yaşıyor olmamamız için de hiçbir neden yok. Ki, son 30 yıldır sıkça belirtildiği gibi kısmi helak olan geçmiş kavimlerin helak olma nedenlerinin hepsinden yeteri ölçüde çağımızda mevcut olduğunu tespit edersek eğer Allah’ın vadinin hak olması gayet normal, aksi takdirde Allah’ın adaleti ve sözü havada kalırdı… Bu durumdan da Rabbimize sığınıp insan gibi yaşayarak bir çıkış yolu bulabiliriz.

Küresel düzlemde cereyan eden bu furya, yerel yöneticiler tarafından da memnuniyetle karşılanmış gibi. Niye memnun olmasınlar ki; yap dediği koyun gibi yapılmakta, yapma dediği sorgulanmadan yapılmamakta, sözü mutlak kabul edilmekte, itiraz mekanizmaları neredeyse yok edilmiş düzeyde, millet korkular eşliğinde can derdindeyken saman altından yürütülenler bir yana göz göre göre yapılanlara çıt çıkarmaya fırsat bulamazken meydan onlara kalmış, dörtnala koşturmaktalar atlarını.

Açıklanan bilimsel istatistiklere göre (ayrıntılı sayısal veriler internette mevcut) bulaşma olasılığı % 0,5 bulaştıktan sonra öldürme olasılığı da %8 civarında. Sıklıkla dillendirildiği gibi bu tablonun çok daha fazlası sürekli yüzleştiğimiz türlü hastalıklarda veya farklı yaşamsal risklerde ziyadesiyle mevcut, geçmiş salgınlara niye bu kadar tepki verilmedi veya daha büyük riskler niye bu kadar öcüleştirilmedi? Sorularına cevap vermemiz gerekmekte değil mi?

Dünya çapında ve ülkemizde alınan tedbirler mantıklı/faydalı/yerinde değil mantıksız/tutarsız/keyfi uygulanmakta. Devlet yöneticisinden bekçisine, esnafından bürokrasideki en ufak iş yapıcısına kadar herkes olası kötü bir sonucu üstlenmemek için kanun ve kuralları motamot uygulamakta hatta olay saçma sapan uç noktalara varmakta. Tedbirler bu mantıkla icra edilecekse faydadan çok zarar doğar, yeri gelecek doktorun elinde hasta ölecek. Sorumluluğundan kaçınıldığı için en basit işlem bile yürütülemiyor, topluma verilecek hizmet çileye dönüşmüş halde, kanunları uygulayacak memurlar biraz olsun akıllarını kullanıp inisiyatifte bulunup duruma göre esnek davranmalıdır. Bir kanun akılla mantıkla uygulanır, aklı mantığı devre dışı bırakarak işletilen kanunla ancak gülünç konuma düşülür. Misal; bisikletin üstünde giden adamı durdurup masken nerede denmesi akıllara ziyandır, ya da arabada giden karıkocaya maskesizlikten ceza kesmek, kapalı alan anlaşılır ama açık havada sokakta maske takmak, okullarda çocukları teneffüs dahil maskeye mahkum etmek gibi gibi… Korkmayın, virüs yayıldı diye oyunuz düşmez..:) en ufak bir riske girmeyim diye saçma sapan uç nokta tedbirler alıp hayatı felç ederseniz düşebilir.

Millet paranoyak halde maskesiz birini görünce uzaylı muamelesi yapmakta, kraldan çok kralcılığa soyunup neredeyse linç etmeye meyilli. Yarın maskesiz/aşısız/çipsiz dolaşanların terörist ilan edilip sokak ortasında avlanmayacağının garantisi var mı? Düne bakalım, sokağa çıkan 65 yaş üstü saygıdeğer yaşlılarımıza terörist muamelesi yaptı bu halk, hiç kimse kendisini kandırmasın en izân sahibimiz dahi burun kıvırdı. Güya onları düşündüğümüz için hapsettik evlerine, ne için, kimin sözüyle kimin doğrularına göre…

Ne vakittir yaşamı bu kadar kutsar olduk, batı medeniyeti yaşamı kutsayan bir anlayışla yaşar, bizler ölümü kutsayan bir anlayışla gerekirse vebalıya sarılırız. Bizim kültürümüzde hasta yalnız bırakılmaz, salgına yakalanan bu süreçte tecrit edildi, baba oğuldan kaçtı, ölüme terk edildi, ölüm olasılığı olana son bir ziyaret dahi edilemedi, ölenin cenazesi dahi adam akıllı kılınmadı… Hepimiz dünyaya kazık çakmaya çalışan onursuz mahlûklar haline geldik. Bütün bunlar niye, Dünya’ya aşkımızdan dolayı…

En en en basitinden uzatılan eli sıkmayıp saygısızlığa mahal vereceğimize ölelim daha iyi, bu kadar tedbir içinde yaşayacağımıza ölelim daha iyi, özgürce nefes alamayacaksak ölelim daha iyi, yaşlılarımızı gözden çıkartacak kadar aşağılık hale geleceksek ölelim daha iyi, dostlarımızla oturup bir bardak çay içemeyeceksek ölelim daha iyi, sonrasında muktedirlerin mutlak hâkimiyeti hayat bulacaksa ölelim daha iyi, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın deyip evimizde yavaş yavaş öleceğimize hemen bugün onurluca ölelim daha iyi…

Saygılar/Sevgiler…