Müslümanlar Adına Üzülüyorum

Yine bir seçim atmosferindeyiz ama bu atmosferde Müslümanların değil varlığı/duruşu/sözü, tozu/dumanı/havası dahi gözlemlenememekte maalesef… Özgün/özgür/onurlu bir duruş sergileyeceğimiz güzel günlerin umuduyla…

Derdim İslam adına konuşmak değil, âcizane İslam/Kuran/Peygamber örnekliğinden anladığım ana vurguyu aktarmak ve günümüzü okumaktır az çok niyetim, nefsimin heva ve hevesleriyle konuşuyorsam eğer Rabbime sığınır, af dilerim…

İslam; nefsine kurban olmuşlarla olmamışların, muztazaf ve müstekbirlerin fikri ve fiili mücadelesinden müteşekkildir. İslam kisvesi altında müstekbirler olduğu gibi, gayri islami bir atmosferde olan muztazaflarda mevcuttur.

Tarih dine karşı din savaşımının anlatımından ibarettir. Bize en çok zararı açık düşman değil değerlerimizi kullanan islamsı tiplemeler vermiştir. Bu sadece Muaviye ve örneklerindeki gibi en üst düzeyde hüküm süren iktidarlar için değil, en ufak toplamsal düzeydeki bireyler içinde böyledir. Toplumsal statü edinmek içinde, ticaretimiz gelişsin diye de (işimize geldiği gibi) islami değerler, argümanlar, kimliğimiz kullanılmakta, ailevi/kültürel/eğitim/sosyal hayatımızda dahi İslamı kendi hâkimiyet alanlarımızı genişletmek için pervasızca kullandık/kullanıyoruz. Oysaki İslamı yaşamamız telkin edilmişti, kullanmak değil…

İslam; çok şümullü bir tarih ve söyleme sahip olduğundan dolayı tarihte gözlemlediğimiz gibi heva ve heveslerinin kurbanı olmuş çokları tarafından suistimal edildiği gibi bugünde yarında kullanılıp sündürülüp nefislerinin arzu ve isteklerine meze yapılmaya devam edilecektir.

“Müslüman” Yaratıcısının sürekli telkin ettiği gibi akletmeli, basiret ve ferasetle bakmalı, izan ve adalet sahibi olmalı, edilgen değil etken olmalı, yönlendiren olamasa da yönlendirilen olmamalı, dayatılan taraflardan ziyade Müslümanca duruşunu muhafaza etmeli ama ne yazık ki olmuyor.

İslam dini, Adem’den kıyamete kadar baki kalacak bir öğretidir. İnsanlığa umud olacak, yol gösterecek, hayatlarını şekillendirecek, cihan şümul ilahi bir dindir. Tabi olanlarında bu öğretinin ilkelerine göre hayatlarını şekillendirmeleri, bilinçli olmaları, gündemlere kapılmamaları, akıntıya kapılmış çerçöp gibi rüzgar nereden eserse oraya meyletmemeli, ayakları sabit olması icap ederken dünyalık meşgalelerle nefislerinin arzularıyla çevresel etkenlerin yönlendirmeleriyle gündemin basit popülizmine kapılıp aciz bir hayat sürmeleri üzüyor insanı…

Özgün ve karakterli bir duruş sergileyemediğimiz için üzülüyorum…

Bu demokrasi oyununda seçimlere günler kalmışken gelinen (son 4 yıldır) noktada parti tarafgirliğin, siyaset biliminin kaidelerinin, karizmatik liderliklerin, stratejik doğru yanlışların, genel geçer argümanların, politik partilerin proje ve programlarının bir önemi yok artık… Bu unsurlar normal bir zeminde mevzu bahis olup dikkate alınacak hususlardır, geldiğimiz noktada ontolojik bir vakıayla karşı karşıyayız.

İnsani bir yaşam zeminimiz kalmamışken, ahlaki/düşünsel/değerler yozlaşması içinde debelenirken, insanlar insanca ekmeğe/suya/barınağa ulaşamıyorken, makul bir yaşam tasavvur edemezken, özellikle de geleceğe dair umutları yok olmuş gitmişken söylenecek her söz boş, yapılacak her iş yersizdir.

Normal politik bir zeminde geçer akçe olan kaideler, söylemler, reflekslerle düşünecek bir ortam kalmamıştır. Eski kutuplaşmalar düzleminde konum alınacak, 80/90’ların tehditlerine göre düşünce beyan edecek bir zemin yok.
Karşımızda bütün siyasi/ideolojik/düşünsel/kültürel/değerler karşıtlığını aşmış, güç şarhoşluğuna kapılmış, çıkar denklemi üzerine kurulu bir yönetim çarkının hakim olduğu, sadece ve sadece iktidarını muhafaza etme dürtüsüyle hareket eden, ülkenin kaynaklarını sorumsuzca iç eden bir harami rejimi mevzu bahis. Böyle bir atmosferde; ideolojik karşıtlıklara, işaret edilen düşmanlara, Yunanlılara/öcülere/canavarlara, yansıtılan korku dolu olasılıklara göre değil gerçeklere göre düşünüp hareket edilmesi gerekmektedir. Gerçek olanda bir üst cümlede sarf ettiklerimizdir, tersini iddia edecek olan varsa bir adım öne çıksın.

Karşımızda dayatılan iki ana kutup var; bir tarafta kırk taklada atsa Türkiye toplumunun mayasına uyamayacak garip bir kümelenme… Diğer tarafta Türkiye toplumunun kullanılabilir bütün değerlerine hakim, kılıfına girip mayasını bozan, çıkarı için her yolu mubah gören bir güruh var. Bu hal ve şartta Müslüman kimliğe sahip birey Müslümanca duruş sergileyip, söylem geliştirmesi gerekirken ağırlıklı olarak İslami değerleri aparat olarak kullanıp iktidar alanını muhafaza etmeye çalışan hali hazırdaki müstekbirlerin arkasında saf tutmaktalar.

“Müslüman” kişinin; eleştirel, onurlu, özgün, özgür, ilkeli duruş sergilemesi beklenir. Sistem karşıtlığından geldiğimiz noktada Müslümanlar devleti kutsar hale geldi, T.C. nizamının daha da kuvvetlenmesini, konvansiyonel silah sahibi olmasını, savunma sanayisinin gelişmesini destekler/sevinir/kutlar oldu. Beşeri nizamların gelişmesi ve besili atları ne size, ne başkasına ne dünyaya hayır getirmez. “Müslümanlar” olarak bu yapıların silahlanmasına karşı çıkıp savaş karşıtlığında bulunacağına birde destekliyor, hatta kendinden biliyor sahipleniyor. Acınası bu tabloya üzülüyorum…

Konu bütünlüğünden ziyade bir ek yapayım; son 3 yıldır hat safhaya ulaşan (ülke kaynaklarının iç edilmesinden dolayı) hiper enflasyondan kaynaklı ekonomik kriz ve hayat pahalılığına göre konum alıp, salt maddi çıkarı doğrultusunda reyini şekillendirmenin sığ/zavallı/bilinçsiz varlıkların bir hasleti olduğunu belirtmek isterim. Bu kadar ahlaksızlık, adaletsizlik, necaset varken ve bütün bunlar gören gözler için aşikârken karnınız doysa, alım gücünüz eskisi gibi olsa hatta daha da iyi olsa sorun olmayacak mıydı? Bu çıkarcı anlayışla bezenmiş bir toplumda yaşadığım için üzülüyorum…

Türkiye adına, evlatlarımız adına, geleceğimiz adına üzülüyorum…

Yusuf Şanlı