Savaş Atmosferinden Rahatsızız

Mustafa tarafından tarihinde yayınlandı

Savaş hiç kimseye hayır getirmedi, getirmeyecek, getirmez… Durun artık…

Türkiye’nin Afrin girişimiyle başlattığı “Kürt kantonuna” yönelik harekâtı, kısa/orta/uzun vadede hiçbir tarafa hayır getirmeyecek, tam tersi şerden başka bir yol göremiyoruz önümüzdeki günler için… Aklıselim ile düşünüp hareket edilmedikçe, kimse haklılık mücadelesi vermeye kalkmamalıdır. Yapılması gereken bir husus varsa bunun karşılığı, bu denli hırçın bir tarzda savaşa girişmek değil, daha makul yollar aramaktır.

Büyük Şeytan yine yapacağını yaptı/yapıyor/yapacak… Her zamanki basit yöntemi uygulayıp duruyor, tarafımızca nasıl bu kadar ilk seferki gibi canı gönülden işletiliyor, anlamakta zorlanıyoruz. Adamlar, oturduğu yerden topraklarımızı karıştırıyorlar, sonra sırtlarını rahat koltuklarına yaslayıp pis pis gülüyorlar, bizleri izlerken… Her zaman denildiği gibi; Müslümanlar birbirleriyle savaştıkça ağıtlar Türkçe, Kürtçe, Arapça… zafer çığlıkları ise İngilizce ve İbranice olacaktır…

Bu süreçte en sıkıntılı husus; sivil halkın ahvalidir… Hamaset zihniyeti; öz topraklarımızdaki, Silopi, Nusaybin, Yüksekova, Cizre gibi yerlerdeki kadın ve çocukları “terörist” olarak tanımlamışken, 800.000 nüfusun yaşadığı Afrin’deki halkı her şekilde “terörist” olarak tanımlayıp ona göre muamele etmesi kuvvetle muhtemeldir. Bu muamelenin de sonu, kan ve gözyaşından başka bir şey olmayacaktır. Tersten, daha ilk dakikadan Reyhanlı’ya düşen bombaların, ölen insanların, gece güven içinde uyuyamayan bir çocuğun hesabını sessiz kalan, aklıselimi işletmeyen, makuliyeti aramayan hiç kimse veremez…

Ne olacak, Suriye sınırı boyunca Cerablus, Tel Abyad, Kobani, Haseki, Münbiç, Kamışlı’yı… yarın da Irak sınırı boyunca Sincar, Telafer, Duhok son olarak Erbil’i de mi yakıp yıkacaksınız?

İki tarafın da söylediği/yaptığı her şey, Amerika’nın değirmenine su taşımaktadır. Bölge, ABD’nin arzuladığı minvalde seyir izliyor ve hepimiz bunların amaçlarına hizmet ediyoruz…

Trump salak olabilir ama Pentagon salak değil… PYD’ye bu şekilde açık destek verip 30.000 kişiyi ağır silâhlarla bezedikten sonra Türkiye’nin bu denli bir tepki vereceğini düşünmedi mi, düşündü ve istediği de bu zaten… Arka planda neyi hesaplıyor bilmiyoruz ama kabaca Türkiye’yi fiilî savaşa sokup sonrasında asıl amaçlarını hayata geçirmektir niyetleri… Gözümüzde fazla büyütüp, paranoyalara girip “ABD her şeyi bilir, hesaplar” demiyoruz tabii ki ama en azından refleksif hareket etmediği ve bazı şeyleri hesapladığı herkesin malumudur, ayrıca bunları hesaplamak ve görmek, öyle ahım şahım bir zekâyı da gerektirmiyor. Türkiye hükümeti bu şekilde davranarak, şuan da “ne olduğunu bilmediğimiz”, ABD’nin yarın hayata geçirmeyi planladığı amacına hizmet ediyor… Tek bildiğimiz şu ki, bu gidişat gidişat değil…

ABD’nin verdiği silâhlarla, stratejik ve fiilî desteklerle, müttefiklik ilişkisi kurarak bir gelecek inşa etmek kabul edilemez… Ve yakın tarihimizde çokça örneğini gördüğümüz gibi, Büyük Şeytan’la iş tutmak, zarardan, kayıptan, hüzünden başka bir şey getirmez…

TC’nin amacı, salt ulusal çıkar ve öncelikleri değil de antiemperyalist duygularla ABD’yi engellemekse ne âlâ, ama biz pek öyle olduğunu düşünmüyoruz… Öyle bile olsa, bu hususta da tutarlılık aranması gerekir ki, onu da göremiyoruz… Onu zamanında ABD’nin kuyruğunda sürüklenip bölgemizde savaş çığırtkanlığı yapmadan önce düşünmek icap ederdi. Geçmişi boş verin, daha hemen bu operasyon öncesinde dahi kendileri avaz avaz bağırarak, “kiminle müttefik olacaklarına karar versinler” diye canhıraş haykırmalarını, tabiri caizse, “PYD’yi bırakıp bizimle müttefikliğe devam edin” anlayışını kınıyoruz… Kürtlerin ABD ile müttefiklik ilişkisine girilmesine haklı olarak karşı olanlar, tutarlı olup Türkiye’nin ABD ile müttefikliğine de bir ses ederse, çekince ve söylemleri bir yere tekabül edebilir belki…

Seversin sevmezsin ama Kılıçdaroğlu’nun olası ölümlerle ilgili kaygısına karşın, “yok kan dökülmesin falan filan… Burada şehadet de olur, burada gazi de olur, kan da olur” demek kolay, küçük başkan (hangi yetki ve görevle orada bilinmez ama) karargâhta operasyonu izlerken, gariban ahalinin temiz evlatlarını hırsla, hamasetle, ihtirasla cepheye sürmek hiç kimsenin haddine değildir. Ayrıca, savaş karşıtı tutum sergileyenleri “meydana çıkarsanız bedeli ağır olur” sözleriyle tehdit edince, gönüllerdeki sekinet çığlıklarını bastıracağınızı zannediyorsanız yanılıyorsunuz…

Her şeyden ziyade yine İslam, pervasızca tarumar edilmeye devam ediliyor… Toplum bir yana, devletin ve bu devletin amaçları/ihtiyaçları doğrultusunda yapıp ettiklerinin İslam’la ne alakası var ki, Fetih süresi okutuluyor uğruna… Fetih suresi okuyarak yol almak, İslamî aidiyetleri bir cenaha mal etmek, bölge halkları arasında duygudaşlığı zedelemekten, zihinlerdeki ayrışmayı körüklemekten başka bir şeye hizmet etmemektedir. Tersten, Kürt muhalefeti içinde bazıları da Afrin’i Kerbela’yla örtüştürüyor… Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu, anlamak mümkün değil… Laik/seküler bir devletin ulusal çıkarları doğrultusunda girişilen süreçlerin İslamî aidiyetlere bağlanmasını kabul etmemiz mümkün değildir, diyanet kurumu bu laik devletin hizmetinde diye İslam’ı emellerine hizmetkâr yapmalarına izin veremeyiz. Herkes, iktidarının dinamikleri ve dünyevi emelleri doğrultusunda yürüsün, kendi araç ve değerleriyle varlık mücadelesini sürdürsün… İslam’ı kullanmayı bırakın artık…

Savaş’ın puslu havasından nemalananlar, faydalananlar, memnun olanlar olabilir ama biz bu atmosferden rahatsızız…

Kategoriler: Genel